29 Temmuz 2011 Cuma

J O S S S T O N E

Dün Santral-İstanbul'da bir star vardı: Joss Stone. Açılışı "You Had Me" ile yaptı. İlk şarkının ortasına da yetişmiş olsam, kalabalığa doğru bilinçsizce attım kendimi. Derken Joss herkesi öne davet etti ve bir anda kendimizi vipte bulduk. Böylece daha yakından görme fırsatı buldum ve bir kez daha hayran kaldım. Samimi ve içten enerjisi bu kadar mı yansır dinleyiciye ve bu kadar mı güzel olurr hem sesi hem kendisi ve gülünce kısılan gözleri..
Sunday Times’a göre 9 milyon pound’dan daha değerli ve 30 yaşın altında olup İngiliz ve İrlandalı sanatçılar arasında en zengin beşinci müzisyen. Buna rağmen mütaviziliğinden vazgeçmeyen, seyircisinin tepkisine kayıtsız kalmayan bir sanatçı. Aramızda bayılan bir kızı farkedince şarkıyı durdurup nasıl olduğunu soran ve onu sahne arkasında sağlık kontrolü yapılırken ona sarılann biri işte. Ve sırf bu yüzden neden bayılmadım diye kendime kızmadım da değil. Aynı zamanda sahneye termosunu getirip, şarkı aralarında çayını içerek hepimizi şaşırtan da o..
Dün gece bize 70lerin ruhunu fazlasıyla yaşattı.. Bu nedenle kii "Joss" diye bağırdım sürekli, bu yüzden kendimizden geçtik şarkılarıyla.. Her ne kadar Amy W.'den bir şarkı söylemesini beklesek de "she is not here anymore." cevabını alsak da, her ne kadar seyirciye attığı çiçeklerden yakalayamasam da.. O benim için Janis Joplin'den sonra gelen ikinci efsane..





Not. Fotograf için Yağız'a,video için Gülay'a teşekkürler..



28 Temmuz 2011 Perşembe

Aşkın adı da olsa tek kelime..

Nedenini bilmediğim bir aksaklıktan dolayı bir süreliğine bloğumu açamadımm. Acaba bir daha hiç açılmayacak mı diye düşündüm sonra bir anda karşıma sistem çıkınca çok mutlu oldummmm. Seviyorumm seni blogumm amatör ruhumu ortaya koyduğum burda büyüdüğüm bir yersin sen. Yalanın olmadığı sadece ben olduğum yersin.. Umarım beni hiç üzmezsinnn..
Harflere bastıkça dökülür kelimeler..Bugünse sevmek ya da sevilmekten bahsetmek ister gibi bir hali var cümlelerin.. Ama utanıp sıkılır yan yana gelmekten. O yüzden ben açayım konuyu sevmeyi ve sevilmeyi.

Aşık olmak mı lazım aşkı anlatabilmek için?
Sevmek mi lazım kurabilmek için aşk cümleleri?
Samimiyettir bence önemli olan..
Düşünebilmektir sadece biraz empati kuruyorsan..
Nasıl ki cümlelerin bir anlamı varsa,
İnsanın da ruhu var aşkın arkadaşı olan..
Uzaktaysa eğer sevdiğin,
Göremiyorsan yüzünü üzülme 
Hafif yerinden oynadığında kalbin
                   Ruhlarınız buluşur,
                                              Bedenler ayrı olsa da.. 

Joss Stone - 2011-07-28 00:00:00 - Istanbul, Turkey, Santral Istanbul

Joss Stone - 2011-07-28 - Istanbul, Turkey, Santral Istanbul

26 Temmuz 2011 Salı

Hoşçakal Amy..


Artık bir efsane o..
Amerikalı gitarist Jimi Hendrix, The Doors grubunun beyni Jim Morrison, Nirvana grubunun solisti ve gitaristi Kurt Cobain, Rolling Stones grubunun kurucusu Brian Jones vee 14 yaşımdan beri dinlediğim hayranı olduğum,odamda posterine ara sıra baktığım başka bir efsane Janis Joplin gibi.. Hepsinin ortak bir özelliği var yeteneklerinin dışında; alkol ve uyuşturucu bağımlılığının olması ve hepsinin 27 yaşında hayatlarını kaybetmesi..
Kırgındım aslında Amy'e. Avrupa turnesinin Belgrad ayağında şarkı sözlerini unutmuştu ayakta bile kalmakta zorluk çekiyor en sonunda konserini yarıda bırakmak zorunda kalmıştı. Belli ki alkol ve uyuşturucu yüzündendi. Sonraki konseri İstanbul'daydı. Gelmişti; fakat sahneye çıkmamış,son gün konser iptal edilmişti. Bense şımarıklık diyordum. Seyircilerine hiç mi saygı duymaz bir sanatçı, öyleyse neden konsere çıkıyor sadece cd çıkarsın diyordum.
 Anladım ki, varolmanın dayanılmaz acısını taşıyamıyormuş, belli ki çıplak hissediyormuş kendisini..Her ne kadar anlamaya çalışsak da böyle deyip geçelim. Çünkü anlayamayız ne kadar zorlasak da, ne kadar anlıyormuş gibi yapsak da.. Bize kalan iki albüm olsun.. Ne sansasyonel hayatı ne uyuşturucu bağımlılığı.. "su testisi su yolunda kırılır." demekten çok daha vicdanlı..
video

Kadın şiddetine son!!!

Pazar günü tünelden başlayıp Taksim meydanına doğru bir yürüyüş vardı. Ne amaçla diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Cevap: KADINA ŞİDDETE HAYIR..demek için yürüdü binlercesi. Sloganları öyle hırslı atıyorlardı ki belliydi her biri en az bir kere tatmıştı şiddeti. Ağızlarından çıkan her kelime bir tokattı aslında; ama kadın ruhu şiddete şiddetle cevap vermezdi. Sadece tepkiydi onlarınki..Kadın kadına birlik olup göstermekti güçlerini.. Önden iki tane cenaze yürüyordu temsili ve ardından binlerce kadın, ellerinde "Doğurduklarımız tarafından öldürülüyoruz" "Asla yalnız yürümeyeceksin" yazan dövizlerle.. İşin görünen kısmıydı morluklar, kan, ölümler.. Peki görünmeyen kısmı? Psikolojik şiddet yaşayan milyonlarca kadın değil miydi, onların ruhunu yaralayan en az bir dayak kadar..Ne yazık ki Kadın ve Aile Bakanlığı’nı kaldırarak yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nı getiren hükümet umarım kadınların bu mücadelesine destek olur ve dilerim ki daha caydırıcı cezalar uygulansınki Ceylan Soysal, Ayşe Paşalı, Şemse Anlak, Dilek Koçyiğit örnekleri yaşanmasın..

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Mevzuniyetim


Cuma gününden başlamıştı cumartesinin stresi.. Gerginlik,mutsuzluk ya kötü geçer sanısı..Neyse ki Ankara'ya adım attıktan sonra bütün telaşlarım o havanın sakinliğinde eriyip gitti.. Ankara'nın en güzel tarafı işte bu.. Ne kadar sabırsız olursan ol sabırlı olmayı öğretir sana, aceleci olmanın gereksiz olduğunu.. Herşeyin olacağına varacağını.. Bu Temmuz ayının son günlerinde yine bana tüm güzelliklerini sundu Sevinç olarak doğduğum bu şehir..
Cumartesi günü sabah kahvaltı yapamayacak kadar heyecanlıydım. Hemen evden çıktım ve taksiye atlayıp Sezar'ın stüdyosuna gittim. Henüz uyanamadığımı anlamış olacak ki bol kafeinli bir kahve yaptı bana. Bu sırada nasıl bir makyaj yapacağımızı konuştuk. Sezar'ın tarzını az çok bildiğim için siyahtan vazgeçmeyeceğimi söyledim. Önce saçım yapıldı su dalgası.. Ardından Sezar'ın sihirli elleriyle makyajım..
Veee okula geldiğimde ailemi karşılayıp onları salona aldım. Babam her zamanki gibi yasakları delip babanemle birlikte protokole oturmuştu bile. Ardından iktisatçıların bulunduğu yere gidip yerimi buldum ve tören başlayana kadar arkadaşlarımızla hatıra fotoğrafları çekindik. Tören derecelilerle başladı ve sonra ilk olarak iktisatçılarla devam etti..Sahneye uğurlu sayım olan 8.sırada çıktım fakat bütün bölümleri beklemek biraz sıkıcı gibiydi her ne kadar yerimde duramasam, bizimkilere el sallasam ve Mehmet'e teşekkür belgemle poz versem de.. Artık çok sıkılmış olucam ki sahneden inip Başkanla resim bile çekindim. Tekrar sahneye döndüğümdeyse Ece'yi aramaya koyuldum  450 kişinin bulunduğu platformda. Derken o kadar kişinin arasından Gizem'le karşılaştım ve kendimizi bir anda en önde bulduk. Ve bir anons geldi. "Kepleri atmaya hazır mısınız?" diyee ve hepbirlikte coşkuyla kepimizi attık..
Bundan sonrasının güzel olması dileğiyle..

21 Temmuz 2011 Perşembe

Mezuniyete Çeyrek Kala..

İngilizce derslerimi vermem mezuniyetimin arifesi demekti.Veee şu an o arifedeyimm.. Cumartesi günü mezuniyet törenim var. 2 gün sonra Ankara'da olmam gerekiyor. Ne biletimi aldım ne kıyafetim tamamen hazır. Bu nasıl bir yaşam tarzıdır. Herşey son dakika.. Bir tek makyajım için randevu aldım gerisi spontane. Provasına bile gidemeyebilirim mezuniyetimin.. Ama heyecanlı mıyım evet hem de çok..Altı sene verdiğim mücadelenin bitişi mi bu yoksa yeni bir mücadelenin başlangıcı mı bilmiyorum. Söylediğim tek birşey var ki o da herşeyin hayırlısı..

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Ankara ve RocknCoke

Hızlı bir haftasonun ardından pazartesiye enerjik de başlasam hafif bir dağılmışlık var üstümde..Perşembe gecesinden yola çıkıp sabaha karşı Ankara'daydım öncelikle. 3.evim olan aştide sevdiklerimin beni karşılamasıyla bütün günüm süper geçti. Sabahın hafif bir serinliği vardır Ankara'da.. İşte bu Temmuz ayının bir sabahında ağaçlı sokakların arasında yürüyerek ortaokul günlerimin geçtiği Emeke kahvaltıya gittik. Biraz bahçelide vakite geçirdikten sonra eve döndüm. Bir ay kadar uzak kaldığım evimden yazın güneşin batışını izlemeyi özlemişim. Turuncu ışığın salona salondan uzun koridara dağılmasıylaa anlarız zaten yazın gelişini. Gitmeden önce budaklanmış ağaçlarımı yemyeşil buldum geldiğimde. O zaman kırıldım kendi içimde çocukluk arkadaşlarım olan kavaklar bensiz nasıl da yeşerdiler, her gece odamın penceresinden seyrettiğim çamlar beni unuttu mu diye? Dedemin ektiği dut ağacının altında oturdum, konuştuk biraz, hasret giderdik.. Ve akşam serinliğinde çocukluk rüyalarımın arasında uykuya daldım..
Cumartesi günü eğitim hayatımın en önemli sınavlarından birine girdim. Biraz umutlu çıktığım bu sınav sonra arkadaşlarımla yemeğe gittim ve ardından İstanbula dönüş..
Pazar günü gitmeyi planlamadığım bi festivale: Rock n Coke'a gittim kardeşimle. Akşamüstü gitmemizin sebebi, güneşin tepemizdeyken çok da eğlenemeyeceğimizi bildiğimizdendir ki erken giden arkadaşlarımızla konuştuğumuz da iyiki öyle yapmışız dedik. Athena'nın sonlarına yetiştik hani bir şarkısı var yaa:" Been meselaa uçarım meselaa yerlere göklere sığamıyorum" u söyledik ve Athena gitti. Ardından Coca cola sahnesinde alternatif bir grubu dinledik şu an adını hatırlayamadığım. Bittiğinde Vodafona Free zone sahnesinde performansına aşık olduğum bir adam Gaslamp Killer çıktı. Türk şarkılarından başladı ve öyle profesyonel bir geçiş yaptı ki bir anda kendimizi elektronik müzikte kaybederken bulduk..
Veee Travis'i beklerken festival alanında dolaştık biraz. Travis çıktığında sahneye şarkılarıyla mest olduk. Hep bir ağızdan mırıldandık..Eskiyi hatırladık.. Performanslarının sonlarına doğru grubun bütün üyeleri sahnenin en ucuna geldi ve sadece gitarla "flowers in the windows" u söylediler daha doğrusu söyledik..
Moby sahneye çıktığındaysa biraz yaşlandığını, yer çekimine karşı koyamadığını gördük. Moby'nin enerjisi ve afro-amerikan kadının sesi muhteşem ötesiydi. İzledikçe aklıma Ankara'daki C.tesi November geceleri gelmedi değil.En sonundaysa "lift me up" la gecenin son vuruşunu yaptı Moby ve bizi kendimizden geçirdi..
Böylece bir haftasonu da böyle geçti..

13 Temmuz 2011 Çarşamba

LOGOS

Sarının rengi damladıkça duvara
Dökülür kelimeler zihinden kağıda..
Sihirli sözcükler çıktı ağzımdan.Harfler yan yana
Dizildi; kaderini çizmek için hikayenin, şiirin ya da şaririn..
Her kelimenin bir disiplini var kendi içimde
Kimisi devrik olan
İşte bu devrik kelimeler beni yontan..
Yazılan herşey yazıldı,bulunan her kelime kullanıldı..
Okuyan bilir enerjisi vardır harflerin..
Titreşimden oluşan kelimelerin..
Su akar yolunu bulursa
Yazı da akar hikayelere dolar..

12 Temmuz 2011 Salı

HAYAT 3,2,1

Hayat işte bu. Neredeyiz, kimiz, amacımız ne biz napıyoruz? gibi sorular; var da var. Halbuki adı "dünya" olan elips şeklindeki bir küre yok mu? İçinde canlıları yaşayan,cansızları barındıran, varlıkların ruha sahip olduğu, ruhların duyguları olduğu bir dünya değil mi bizimkisi? yani Kocaman dünyamızda küçük küçük dünyacıklar..Her biri başka bir hikaye, hikayecikler..kendi hikayesinin içinde başrolü kapmaya çalışan  insanlar,insacıklar.. Bazısı figüranlıktan terfi etmiş yıldızlığa, bazısı bahtı açık doğmuş anasından.. Kader deyip köşesine çekilen mi yoksa kaderle mücadele eden mi daha şanslı bu hayatta? Ruhumuz giydiğimiz en temiz gömleğimiz değil mi, içimizdeki sesle arkadaş olan..Güzel enerjisiyle hayatımızı pembeye boyayan..Gözlerimize yansıyan..Ya da içimizi karartan,nefes aldırmayan,rengi olmayan..

11 Temmuz 2011 Pazartesi

La Nina

Müziksiz yazı yazılır mı? Bu cümleyi yazabildiğime göre evet. Ama siyah beyaz bir film gibiymiş. Bu arada ofiste yazmayı iyice alışkanlık haline getirdimmm galiba. Yazmayı ciddiye aldığımdan mıdır acaba? Her neyse yaz iyice geldi bunu Temmuzda söylemek çok şaşırtıcı değil.Çünkü La nina etkisi  (Batı Pasifik Okyanusu'nda görülen okyanus akıntısının normalden daha ılık olması) sayesinde bu yıl sıcakları normalin altında biraz düşük hissettik. Bu durumdan çok şikayetçi değilim desem küresel bir tepki çeker miyim? İstanbul yazını az çok biliyorum fakat yazın hiç bu kadar uzun süreli kalmamıştım. Ankara'nın bozkırından gelmiş biri olarak hem nemin olmayışı hem de oturduğumuz semtin akşam rüzgarları yazı yaşanabilir yapan özelliklerinden birkaçı. Dolayısıyle ne kadar geç bayıltıcı sıcak olursa o kadar az bayılırız diye düşünüyordum. Bu yüzden La ninaaa etkisiniii çoooook seviyorumm..

8 Temmuz 2011 Cuma

KUMA

Veee bugün haftanın son günü Kuma pardon Cuma :-) Claudia adındaki portekizli arkadaşım Cleri Kile okunduğunu düşünürek Cumaya Kuma demişti bundan sonraki cumalarımız kuma oldu. Bazı cumalar çok eğlencelidir. Duymazsın belki ama ritmik şarkı söylerr. Bazı cumalarınsa bir hüznü vardır. Bitişi gibidir hayatın..Öyle bir tat bırakır zihinlerde ve görmezden gelirsin..
Dün tesadüfen yanından geçtiğim masada Cumhuriyet gazetesinin "Kitap" ekini görüp aldım. Sırayla bütün sayfalarını karıştırırken bir yazı beni çok etkiledi. Selçuk Erez köşesinde Ahmet Erözenci'nin yazdığı "bir gölgenin ardından" adlı kitaba değinmiş. O kitaptan küçük bir alıntı yapmış olmasına rağmen okuduğumda kendimi ağlar buldum. İşin daha kötü bir tarafı okurken ofiste olup bu durumu insanlara açıklıyamamış olmam..
Bu arada dün Ankara'dan gelen arkadaşlarımı Taksim Gezi parkının Gümüşsuyu tarafındaki çay bahçesine götürdüm. Oturduğumuz yerden görünen boğazın ışıkları ayrı bir egzotiklik katıyordu. Arka arkaya söylediğimiz çayları tokuşturup shot yaparak da çakırkeyif olduk. En sonunda garson bir çay da bizden içer misiniz teklifine tabiki eveeet diyerek biraz daha oturduk ve açık havada bir yanımızda boğaz manzarasıyla güzel bir Temmuz akşamını geride bıraktık..

7 Temmuz 2011 Perşembe

MONSTER FELSEFESİ..

Ofisten tek başıma yazıyorum. Kulaklık var son ses müzik dinlemekteyim. Bir telefon geldiğinde ise ışık yanıp sönüyoor. Bir gözüm telefon ışığında yani. Bir konum yok deneme 1,2,3 yani. Aslında ne çok şey var yazmamız ve aynı zamanda okumamız gereken.. Hadi yazalımmmmm.. Dünki yazımda içimizdeki sesten bahsetmiştim. Bu sefer içimzdeki canavardan bahsetmek istiyorum. Evet bir ses varsa canavar da aynı şey değil midir? Hayır o ses bu canavar ahahaha emiri veren bir ses eyleme geçiren bu canavar Lady gaga monster geldi aklımaa. MOnster Felsefesi var mıdır acaba? Yoksa da bundan sonra olmalı bence. İçimizdeki ses sadece konuşur. peki davranışları yapan kimdir? Biz mi? Hayır. Senden öte bir sen daha var. İşte o senden başka sen olan varlık canavarımız bizim. Normlara uyan kendimizsek eğer, isyan eden canavar. İstemediğimiz birşey varsa yaptığımız, isteyen yine o.. Hep zıtlaşıyor mu derseniz? Tabiki canavarlar özelliği hep değişir. Ama kimi zaman bize doğruyu söyler. Doğruyu söylemediği zamanlarda da yine doğruyu söyler. Ya biz onu anlamayız ya da anlıyormuş gibi yaparız ya da doğru söylemediğini zannetme gibi bir yanılgıya düşeriz. Peki doğru olan ne? Canavar mı biz mi? ya da biz mi canavarız ya da canavar aslında biz mi? İşte monster felsefesii budur. Nerde canavarlaşıp nerde kendin olacağını bilmektir. Ya kendini cavarlaştırırsın ya da içindeki canavarı ehlileştirirsin.Eğer ehlileştirmenin kimyanı bozduğunu düşünüyorsan kendini canavarlaştırmazsın içindeki monsteri senleştirirsin..
Bense içimdeki Taneri ortaya çıkarmak istiyorum.. Bu sistemde "o yea" demek isteyen binlerce insan var. O yüzden monster felsefenizi siz seçin. Ve "o yea" demeye devam edin veya etmeyin..

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Yaşar,lives more lives..

Yesterday was the concert Yasar in Kuruçeşme Arena. "7 climate 4 district" project has modernized them by selecting songs from all over Turkey proper. The purpose of us in our hearts to offer its own interpretation of the songs .. Consists of the local songs in the first half of the concert, consisting of 12 folk song. Regions of Azerbaijan to Sivas and Izmir,from İzmir to Marmara "Island Coast" how we went. But too many are not interested in I have heard a kind of companion Songs .. "Kağızmana Ismarladım" that the folk songs of Kars, Sivas is the song of that night, I have learned Yildizelı.When I heard master of folk music Neşet Ertaş, standing and clapped respectfully. Yasar second half of the concert, sang the most popular tracks. If we say tried to voice becomes much more accurate. Because it was clear that he was too patient. "Acıtmıyor Sevdan" excited, lamented with "Sebepsiz Fırtına" . Although the occasional sound of your ear piece even though many more wiped away the cobwebs.

yaşar daha çok yaşar..

Dün Kuruçeşme Arena'da Yaşar konseri vardı. "7iklim 4 bucak" projesiyle Türkiyemizin dört bir yanından türküler seçerek onları modernize etmiş. Amacı gönlümüzde yer eden türküleri kendi yorumuyla bize sunmak.. Konserin ilk yarısı 12 parçadan oluşan bu türkülerden oluşuyor. Azerbeycan yöresinden İzmir'e, İzmir'den Sivas'a, Sivas'tan Marmara "Ada Sahilleri" ne kadar dolaştık. Duyduğumda eşlik ettiğim ama çok fazla ilgilenmediğim bir tür Türküler.. "Kağızmana ısmarladım" türküsünün Kars'a ait olduğunu Yıldızeli Türküsünün Sivaslı olduğunu o gece öğrendim ben. Kör cahilim ama koca üstat Neşet Ertaş'ı duyduğumda ayakta saygıyla alkışladım. Konserin ikinci yarısı Yaşar en beğenilen parçalarını seslendirdi. Seslendirmeye çalıştı dersek çok daha doğru olur. Çünkü kendisi söylese de hasta olduğu herhalinden belliydi. "Acıtmıyor Sevdan"la coşturdu,"Sebepsiz Fırtına"yla hüzünlendirdi. Her ne kadar sesi ara ara gitse de daha birçok parçasıyla kulaklarımızın pasını sildi.

5 Temmuz 2011 Salı

sevictories: TÜNEL ŞENLİĞİ ve 360 ve KRAL EV SAHİBİ

sevictories: TÜNEL ŞENLİĞİ ve 360 ve KRAL EV SAHİBİ: "Yazımın başlığı cumartesiyi anlatsa da cuma gününden başlayıp bütün bir haftasonunu anlatacağım size.Cuma günü sosyalleşme planları yapıp ta..."

sevictories: DENEME 1,2,3

sevictories: DENEME 1,2,3: "Bugünki yazımı ofisten yazıyorum.Sarı ışığım yok yanımda.Başlığım da belli değil. Acaba yazmanın bir zorunluluk olduğunu mu zannediyorum ben..."

TRIAL 1,2,3

I'm in the office and my yellow light is not next to me. My title is also unclear. I think writing is a necessity for me to know I wonder. So is it? A hope .. As far as Selim İleri said, in the words of our youth going for something to change the type  .. If you do not change the type of mine, something of myself to see changed? If we go inside ourselves hoarse tones of a beautiful art. When screaming a little faster make paint, or notes or articles .. It sounds corny which turns into beauty adding our love. Searching what belongs to us and half the rest of us.. That the Son of Man, What a mind to have a little more? This is why the reason for censorship. Pinch even more raucous sounds, put down a little bit more ..

DENEME 1,2,3

Bugünki yazımı ofisten yazıyorum.Sarı ışığım yok yanımda.Başlığım da belli değil. Acaba yazmanın bir zorunluluk olduğunu mu zannediyorum benim için. Peki öyle değil mi? Bir umut.. Selim İleri'nin dediği gibi gençliğimizde zannederdik yazdıkça birşeyleri değiştirmeyi.. Benimki de birşeyleri değiştirmek mi yoksa yazdıkça kendimin değiştiğini görmek mi?
İçimizdeki kısık sesleri çıkarsak ortaya sanata döksek bir güzel. Bağırdıkça biraz daha hızlı vursak fırçalara ya da notalara ya da yazılara..O bayat sesleri güzelliğe dönüştürsek sevgimizi katıp. Bize ait olanı araştırsak ne var ne yok yarım kalan.. İnsanoğlu bu, biraz daha düşünse neler var? Bu yüzdendir sansürlerin sebebi. Kısık sesleri daha da kıstırmak,azıcık daha bastırmak..

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Tunnel festival and 360 and Host of the King

Explains the title of my post from Saturday. Friday begins the day you'll tell a whole weekend. On Friday, making plans about the socialization, suddenly poured down rain and so i couldn't go out . However,Co was on the way,i couldn't say -i gave up going out and you went home! I mean my mother and me didn't prefer saying like this. Although the rain fall down to our plans, the Assembly on Friday by playing at home, we had Americano.
On Saturday, we had been waiting for tunes festival since several times.On Tunel Kave street,I caught in the middle of Sezgin Olgaç the performance of the trio fun. It had an atmosphere that people of all ages are there. People spoke a single language: "Dance".. Such a street dance party means "there is a life on the streets". We walked along the Asmalımescit.Then, a bit hanging out in Offpera . 360 the real fun began planning to go home and drink a glass of milk. Not only we had been enamored with a 360 degree view but also did we watch the show of their dancing on the table next spider-women. And then time to return home..
Invited to a barbecue party on Sunday, so yesterday. Early in the morning we went to the beach house where we met friends of our family. Everything was fully wooded with this invitation was a great breakfast in the garden. We did a family conversation at that moment I realized to miss. We were left alone with the family elders,some of my all cousins swimming in the pool sometimes sunbathe. Some of us hammock swing. With rakı well as a super tasty meal comes barbecue waiting for us. I think the best appetizer on the table our sincere conversation. Therefore, even broken my record to rakı. Of course,Due to the fact that "the King hosted" share of 3th tap with us. "We have three taps.First tap is hot water. The second tap is cold.The third one is.." he said, and he showed the bottle. For this reason, never left empty cups; rakı flowed like water. Trying to sing accompanied by guitar and piano over ipad turkish art music marked the end of the night. Home owners have spent the most positive energy. And, finally, a moment in everyone's thoughts said, pulling a video left behind..

TÜNEL ŞENLİĞİ ve 360 ve KRAL EV SAHİBİ

Yazımın başlığı cumartesiyi anlatsa da cuma gününden başlayıp bütün bir haftasonunu anlatacağım size.Cuma günü sosyalleşme planları yapıp tam evden çıkmaya niyetliyken ani bastıran yağmur beni eve kilitledi.Co adındaki arkadaşım beni evden almak üzere yoldayken ben vazgeçtim çıkamıyorum sen eve dön! demek ne annemin hümanistliğine ne de benim misafirperverliğime uymadı. Her ne kadar planlarımız yağmura düşse de, cuma akşamını evde Americano oynayarak geçirdik.
Cumartesi günü,günlerce beklediğimiz Tünel Şenliğine gittik.Akşama doğru Tünel Kave'de ortasında yakaladığım Sezgi Olgaç triosunu eğlenceli performanslarını izleme fırsatı buldum. Öyle bir atmosfer vardı ki,her yaştan insanlar ordaydı. İnsanlar tek bir dil konuşuyorlardı. Dans..Ancak böyle bir sokak partisi "sokakta hayat var " dedirtti.Ardından Asmalımescitteki kalabalığa bıraktık kendimizi.Offpera'da biraz soluklandık. Tam eve gidip sütümü içmeyi planlarken asıl eğlence 360'da başladı. 360 derece İstanbul manzarasıyla büyülendik ve örümcek kadınların önümüzdeki masada yaptıkları dans şovunu seyrettik.Ve eve dönüş vakti..
Pazar günüü yani dün barbekü partisine davetliydik. Sabah erkenden sahilde buluştuğumuz yakınlarımızla aile dostumuzun evine gittik. Herşeyin dört dörtlük olduğu bu davete harika bir kahvaltıyla başladık.Dört bir yanımızın ağaçlarla kaplı olduğu bahçede yaptığımız aile sohbetini özleğimi o an farkettim. Aile büyüklerini başbaşa bırakıp biz kuzenler havuza girip güneşlendik.Kimimiz hamakta sallandık.Sıra barbeküye gelincee süper lezzetli rakılı bir sofra bizi bekliyordu. Bence masadaki en güzel meze samimi sohbetimizdi. Bu nedenle rakı dublemde rekorumu kırmış bile olabilirim. Tabi bunda "Kral ev sahibesi"nin 3.musluğuu sonuna kadar açmasının da payı çok büyük. "Bizde 3musluk var.1.musluk sıcak su.2musluk soğuk su.3.musluk" dedi ve şişeyi gösterdii .Bu nedenle bardağımız hiç boş durmadı; rakılar su gibi aktı. Gitar ve ipad üzerinden piano eşliğinde söylemeye çalıştığımız tsmler gecenin sonuna damgasını vurdu. Ev sahiplerinin pozitif enerjisi ve renkli sohbeti sayesinde geçirdiğim en eğlenceli aile toplantılarından biriydi.Ve en sonunda herkesin düşüncelerini söylediği bir video çekerek de bir anı bıraktık arkamızda.. .

1 Temmuz 2011 Cuma

THE YELLOW LAMP-ROOM

Actually a process to decide. Instability in the throes of the process alternatives .. We asked more than an attempt to find the best reason for throes. After that point, decision now turns into "VİCTORİES". The ambivalence of the title and I did live at the moment, this spelling the name:
"Cold returning fluorescent yellow-white to a summer sun. Everyone poured their own individuality of the rooms that face the world becomes another.
Pouring words, along the yellow lamp-room .."

SARI LAMBALI ODALAR

Karar vermek bir süreçtir aslında. Kararsızlık da o sürecin sancısı..Daha çok aklımızdaki alternatifler dışında en iyisini bulma çabasıdır sancının sebebi. O noktadan sonra karar vermek artık bir zafere dönüşür. Bense kararsızlığını yaşadığım ismi şu an başlık yaptım bu yazıma:
"Soğuk floresan beyazından bir yaz güneşi turuncusuna dönmektir sarı. Herkesin kendi bireyselliğiyle yüzyüze geldiği odalara dökülünce bir başka dünya oluverir.
Dökülsün kelimeler,sarı lambalı odalara."
Bu gadget'ta bir hata oluştu